Başkaca arz ve tekliflerin onlar katında tercih ettirici bir yanı, cezp edici bir tarafı olamaz, olmamalı; bulunamaz, bulunmamalıdır.
"Gel seni başımıza kral yapalım. En zenginimiz ol, mallarımızı sana sunalım. Yöremizdeki en soylu, en zengin kadınla seni nikâhlayalım" bu ve benzeri teklifler, davasından vazgeçmek kaydıyla, İki Cihan Peygamberi'ne daha işin başında yapılmadı mı? En çok sevdiği ve saydığı amcası Ebu Talib'in hatırı baskı unsuru olarak kullanılmak istenilmedi mi? Bunlardan bir netice elde edilemeyince, sırasıyla alay etmek, hakaret etmek, fiili saldırıda bulunmak, toplumdan soyutlamak, memleketinden çıkarmak gibi barbarlıklar reva görülmedi mi?
Evet, bütün bunlar ve daha kötüleri oldu, yapıldı fakat Allah Resulü'nün tavrında zerre kadar değişiklik, taleplerinde zerre kadar başkalaşma olmadı, görülmedi. O asla, ne işin başında, ne işin ortasında ne de işin sonunda dünya avına benzer bir yaklaşımda, bir davranışta bulunmadı. Dünyaya yenik düşmedi, dünyalıklara meyletmedi. Daim imanı her şeyin üstünde gördü, insanların iman etmiş bulunmasını bütün değerlerin önüne çekti.
Sabrettiyse, bu neticeye ulaşmak için sabretti. Çile çektiyse, çilesini böylesi bir neticeye ilmekledi. Savaştıysa bu netice uğruna savaştı. Fethettiyse, kalpleri, gönülleri, akılları, yerleri bu gaye için fethetti.